Tarihin en tanınan 2 diktatörünün birbirleri arasındaki kavgayı anlatanlara karşı onların düşmanlıktan önce birbirlerine jestlerini anlatalım.
Genel olarak aptal Komünistle, Nasyonel Sosyalistleri hiç sevmezler. Bunu anlıyoruz fakat Stalin çok severdi. Hitler ona saldırana kadar hatta saldırdıktan hemen sonra bile bunu bir batı propagandası olarak algıladı.
Stalin ile Hitler’in ilişkisi sadece oradan oraya sözler değil, karşılıklı toprak paylaşımı ve alan hükmetmeye dayalıydı.

Hitlere Övgü
Stalin, Hitler’in kendi muhaliflerini ve SA lideri Ernst Röhm’ü katlettirmesine karşı “Hitler’i gördünüz mü? Ne harika bir adam! Siyasi rakipleriyle nasıl başa çıkacağını çok iyi biliyor!” diye övgüler yağdırmıştı.
Sadece bununla sınırlı kalmadı. Alman-Sovyet paktı imzalandıktan sonra Stalin kadeh kaldırarak kendi heyetine: “Alman milletinin Führer’ini ne kadar çok sevdiğini biliyorum. Bu yüzden kendisinin sağlığına içmek isterim!” (23 Ağustos 1939)
Stalin Ribbentrop’a Hitler hakkında şöyle demişti Pakt imzalandıktan sonra, bizzat Ribbentrop Berlin’e döndüğünde Hitler’e aktarmıştır: “Stalin, Almanya ile dürüstçe yaşamak istediğini söyledi. Sizin (Hitler) hakkında çok yüksek bir fikre sahip olduğunu, Almanya’yı bir gecede ayağa kaldırdığınızı ve büyük bir lider olduğunuzu açıkça belirtti. ‘Biz erkek gibi anlaştık ve birbirimizi aldatmayacağız’ dedi.”
Hitlere Yahudi Jesti
Saldırmazlık paktı imzalanmadan hemen önce Stalin, Yahudi kökenli Dışişleri Bakanı M. Litvinov’u görevden aldı. Çünkü Hitler’in yahudilerden ne denli nefret ettiğini bildiği için paktı imzalamaz diye bakanı görevden alarak Hitlere jest yapmıştı.
Hitler ise “Tamam, Stalin ile anlaşabiliriz” dediğini Alman Dışişleri Bakanı Ribbentrop kendi anılarında anlatır.
Kanla Mühürlenmiş Dostluk
Hemen bunlardan sonra Aralık 1939 yılında Stalin’in doğum gününde Hitler telgraf gönderdi. Telgraf da Stalin’i övüyor ve doğum gününü kutluyordu. Stalin ise bu övgülere karşılık “Almanya ve Sovyetler Birliği halkları arasındaki kanla mühürlenmiş dostluğun daha da güçlenece(k!)” diyordu.
Sovyetlerin resmi yayın organları bu konuşmaları manşet haberlerinde basıyordu.
Kanla Mühürlenmiş Dostluk
Hemen bunlardan sonra Aralık 1939 yılında Stalin’in doğum gününde Hitler telgraf gönderdi. Telgraf da Stalin’i övüyor ve doğum gününü kutluyordu. Stalin ise bu övgülere karşılık “Almanya ve Sovyetler Birliği halkları arasındaki kanla mühürlenmiş dostluğun daha da güçlenece(k!)” diyordu.
Sovyetlerin resmi yayın organları bu konuşmaları manşet haberlerinde basıyordu.
Wehrmacht-Kızılordu Ortak Geçit Töreni
Imzaladıkları paktın gizli ek protokol’ü gereği Polonya işgal edildi. Protokol’e göre batısı Almanya’nın, Doğusu ise Sovyetlerindi.
Beraber işgal ettikten sonra Alman ve Sovyet orduları beraber geçit tören yapıp, zaferlerini içkiyle kutladılar. Alman General H. Guderian ile Sovyet General S. Krivoshein beraber yan yana durarak orduları selamladılar.
Bununla sınırlı kalmadı. Sovyet Gizli Servisi (NKVD) ve Alman Gizli Polisi (Gestapo) Zakopane ve Krakow gibi şehirlerde resmi olarak toplandı. Stalin, Polonyalı entelektüellerin ve subayların tasfiye edilmesi konusunda Nazilere istihbarat paylaşımları yapıldı.
Alman ve Sovyet ordu komutan ve askerleri birbirlerine hediyeler veriyor ve dostluk yemekleri düzenliyorlardı. Birbirlerine Rus votkası, Alman çikolatası hediye ediyorlar ve beraber ‘burası bizim’ diye konuşmalar yapıyorlardı.
Fransa’nın İşgaline Tebrik Telgrafı
18 Haziran 1940'da Fransa, Naziler tarafından işgal edildiğinde Sovyet hükümeti hemen tebrik etti.
Alman Büyükelçisi Friedrich-Werner von der Schulenburg’un Berlin’e gönderdiği gizli rapora göre Molotov, kendisini makamına çağırarak “Sovyet hükümetinin, Alman silahlı kuvvetlerinin kazandığı muazzam başarıdan dolayı en sıcak tebriklerini iletir.” dediğini söylüyor.
Karşılıklı Sansürü Kaldırmak
Stalin ve Hitler, medyalarındaki sansürleri kaldırdılar.
- Stalin’in jesti: Sovyetler Birliği’nde Nazi karşıtı tüm filmler, tiyatro oyunları ve kitaplar yasaklandı. Sergei Eisenstein’ın ünlü anti-Alman filmi Alexander Nevsky sinemalardan apar topar kaldırıldı.
- Hitler’in jesti: Almanya’da komünizm ve Sovyet karşıtı propaganda tamamen durduruldu. Hatta Hitler’in basından sorumlu bakanı Goebbels, Alman gazetelerine “Bolşevizm kelimesini kötüleyici içeriklerde kullanmayı bırakın, artık onlara Sovyet ortaklarımız diyeceksiniz” talimatı verdi.
Stalin’in Büyük Wagner Jestleri
Hitler’in Alman besteci Richard Wagner’e ve onun Germen mitolojisi temalı operalarına olan takıntısını bilmeyen yoktur. Stalin, Hitler’in gönlünü hoş tutmak için Moskova’daki dünyaca ünlü Bolşoy Tiyatrosu’nda Wagner’in Die Walküre operasını sahneletti.
İşin daha da vurucu kısmı, operanın yönetmenliğini yapması için özellikle Yahudi kökenli ünlü yönetmen Sergei Eisenstein’ı görevlendirdi. Stalin bu hamleyle hem Hitler’in kültürüne saygı gösteriyor hem de “Bak bizde Yahudiler de senin kültürünü yüceltiyor” alt metni veriyordu.
Alman Komünistlerini Hediye Etmek
Stalin’in Hitler’e yaranmak için yaptığı en acımasız jestlerden biri de budur. Nazi Almanya’sından kaçıp anti-faşist oldukları için Sovyetler Birliği’ne sığınan yüzlerce Alman komünist ve Yahudi, pakt süresince Stalin’in emriyle Brest-Litovsk köprüsünde Gestapo yetkililerine canlı olarak teslim edildi.
Stalin, dostluğunu kanıtlamak için bu insanları ölüme gönderdi.
Askeri Jestler
Gizli Denizaltı Üssü: Hitler, Atlantik Okyanusu ve Kuzey Denizi’nde İngiliz gemilerini avlamak istiyordu ancak Alman donanmasının yakıt ikmali yapabileceği güvenli limanları yoktu.
Stalin, Hitler’e muazzam bir askeri jest yaptı: Murmansk yakınlarındaki Zapadnaya Litsa koyunu tamamen Alman donanmasının kullanımına açtı. ‘Basis Nord’ adı verilen bu gizli üsten kalkan Alman denizaltıları ve savaş gemileri, İngilizlere saldırdı, tamiratlarını bu Sovyet üssünde yaptı ve Sovyet yakıtıyla beslendi.
Ağır Kruvazör Jesti: Sovyet donanması teknolojik olarak zayıftı ve Stalin modern savaş gemilerine açtı. Hitler, ham madde akışının kesilmemesi için Stalin’e bitmemiş ama son teknolojiyle donatılmış olan ‘Lützow’ adlı ağır kruvazör savaş gemisini satmayı (aslında bir nevi rüşvet/jest olarak vermeyi) kabul etti.
Alman mühendisler gemiyi Leningrad limanına kadar çekip Sovyetlere teslim ettiler ve Sovyet subaylarını eğittiler. (Bu gemi daha sonra Barbarossa başladığında Almanlara karşı kullanılacaktır).
Türkiye ve Boğazlar
Hitler, Molotov’a haritayı göstererek büyük bir teklif sundu. İngiltere’nin çökmek üzere olduğunu iddia ediyor ve Stalin’e, “Avrupa ve Balkanlar’dan uzak durun. Sizin geleceğiniz güneydoğudadır. İran’a girin, oradan Basra Körfezi’ne ve Hindistan’a doğru yayın, Hint Okyanusu’na açılın” diyordu. Hitler’in amacı uyanıkçaydı: Rusları kendi etki alanından (Avrupa’dan) uzaklaştırıp İngilizlerle karşı karşıya getirmek.
Stalin bu tuzağı yemedi. Molotov, Hitler’in yüzüne karşı Sovyetler Birliği’nin asıl çıkarlarının Hindistan’da değil, kendi burnunun dibinde olduğunu söyledi ve açık açık Türkiye’yi ve Türk Boğazları’nı (İstanbul ve Çanakkale) talep etti.
Stalin’in Berlin’deki resmi talepleri ve şartları şunlardı:
- Boğazlarda Sovyet Üssü: Sovyetler Birliği’nin güvenliği için İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nda Kızıl Ordu’ya ait kalıcı kara ve deniz askeri üsleri verilmeliydi.
- Bulgaristan Üzerinde Kontrol: Bulgaristan, Sovyetler’in nüfuz alanı (etki alanı) olmalıydı. Böylece Sovyetler, Türkiye sınırına tamamen dayanacaktı.
- Montrö’nün İptali: 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi iptal edilecek, Boğazlar sadece Türkiye ve SSCB’nin ortak kontrolünde olacaktı.
Molotov bu talepleri masaya koyduğunda Hitler adeta küplere bindi. Hitler, Balkanlar’ı ve Akdeniz’e açılan kapı olan Türkiye’yi Ruslara kaptırmak istemiyordu. Hele ki İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nda bir Rus askeri varlığı, Alman İmparatorluğu’nun güneyden kuşatılması demekti.
Hitler, Molotov’un bu ısrarlı taleplerine net bir cevap vermedi, konuyu geçiştirdi ve toplantıyı sert bir havada bitirdi. Molotov Moskova’ya döndükten sonra Stalin, 25 Kasım 1940'ta Berlin’e resmi bir diplomatik nota göndererek bu taleplerini (Boğazlar ve Türkiye üzerindeki haklarını) yazılı olarak tekrarladı.
Stalin’in mektubuna hiçbir zaman cevap vermedi. Bunun yerine, Molotov’un Berlin’den ayrılmasından sadece birkaç hafta sonra, 18 Aralık 1940'ta generallerine o meşhur emri imzalayarak verdi: Direktif No: 21 — Barbarossa Harekatı Planı.
Hitler, Rusları Boğazlar’a indirmektense, onları tamamen yok etmek için tarihin en büyük işgal planını başlatmayı seçti. İnönü liderliğindeki Türkiye ise o dönem bu iki dev arasındaki bu korkunç pazarlıktan habersiz, çok hassas bir denge politikasıyla savaşa girmemeyi başardı.
Türkiye’ye ayrı parantez açmak isterim:
Alman Büyükelçisi Franz von Papen, Türk Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Numan Menemencioğlu’na giderek açık açık şunu söylüyor:
“Bakın, Ruslar Berlin’de sizden üs ve Boğazlar’ı istedi, eğer Führer’imiz bunu kabul etseydi şu an haritadan silinmiştiniz. Ama Hitler sizi Ruslara yem etmedi, reddetti. Bize minnettar olmalısınız.”
Buradaki amaç çok net bir diplomatik tehdit ve psikolojik baskı. “Biz olmasak Ruslar sizi yutmuştu, o yüzden şimdi bizim yanımızda savaşa girin ya da bize kolaylık sağlayın” demeye getiriyorlar.
Ancak Numan Menemencioğlu müthiş bir diplomatik zekayla bu tehdidi tersine çeviriyor. Pasajda da geçtiği gibi Papen’e özetle diyor ki: “Almanya bunu bizim kara kaşımız gözümüz için reddetmedi. Eğer Ruslar Boğazlar’a inseydi, sizin güney kanadınızı sarıp sizi bitirirlerdi. Yani Hitler aslında kendi kıçını kurtarmak için bunu reddetti, bize iyilik olsun diye değil.” Türk diplomasisinin o dönem ne kadar kurt ve gerçekçi (pragmatik) olduğunu gösteren efsane bir cevaptır bu.
Barbarossa Harekatı ve Stalin’in güveni
Saldırıdan aylar önce Sovyet ajanları, Alman ordusunun sınıra yığınak yaptığını gün gün Moskova’ya bildiriyordu.
- Tokyo’daki efsanevi Sovyet casusu Richard Sorge, harekatın adını (Barbarossa), sınıra yığılan Alman tümen sayısını ve hatta 22 Haziran tarihini tam isabetle Moskova’ya telgrafladı.
- İngiltere Başbakanı Winston Churchill, Almanların şifreli mesajlarını (Enigma) çözerek Stalin’e resmi bir mektupla “Almanlar size saldırmak üzere” uyarısında bulundu.
Stalin’in tüm bu raporlara cevabı ise çok sert oldu. Raporların üzerine kırmızı kalemle “Bu bir İngiliz provokasyonu. Churchill bizi Almanya ile savaştırıp aradan sıyrılmak istiyor” yazarak arşivletti. Casus Sorge için ise “Japonya’da kerhanelerde gezip yalan haber uyduran bir müptezel” dediği bilinir.
***
Saldırıdan bir gün önce, 21 Haziran akşamı, Alfred Liskow adlı komünist bir Alman çavuşu firar ederek Sovyet sınırını geçti. Sovyet subaylarına, “Yarın sabah saat 03:15'te tüm cepheden saldıracağız, her şey hazır” dedi.
Haber Stalin’e ulaştığında, Stalin general Jukov’a dönüp, “Alman generaller bizi kışkırtmak için bu çavuşu bilerek göndermiş olabilir, o herifi hemen kurşuna dizin” emrini verdi. Hitler’in kendisine oyun oynadığına o kadar emindi ki, doğruları söyleyen birini bile provokatör ilan etti.
***
22 Haziran sabahı saat 03:15'te Alman topçuları Sovyet sınırını bombalamaya, uçakları ise Sovyet hava üslerini yok etmeye başladı. Generaller panik içinde Stalin’i arayıp “Saldırı altındayız, ne yapacağız?” diye sorduklarında Stalin hâlâ şoktaydı.
Generallerine şu inanılmaz emri verdi: “Karadan karşılık vermeyin, uçaklarımız sınırın 20 kilometre ötesine bile geçmesin. Bu muhtemelen Hitler’in haberi olmadan bazı Alman generallerin çıkardığı bir kışkırtmadır. Hitler ile temasa geçmeye çalışıyoruz.” Sovyet askerleri, “Ateş açmama” emri yüzünden siperlerinde el kol sallayarak gelen Alman tanklarını izlemek zorunda kaldı ve ilk birkaç günde yüz binlercesi esir düştü.
***
Saldırının bir kışkırtma olmadığını, Hitler’in kendisini tamamen aldattığını anladığında Stalin psikolojik olarak tamamen çöktü. Moskova’yı terk edip Kuntsevo’daki dağ evine (Dacha) kapandı.
Günlerce kimseyle konuşmadı, devlet işlerini yürütmedi. O kadar büyük bir çöküş yaşıyordu ki, birkaç gün sonra Politbüro üyeleri (Molotov, Beria vb.) yanına geldiğinde Stalin onların kendisini tutuklamaya veya kurşuna dizmeye geldiklerini zannetti. Ayağa kalkıp “Geldiniz demek, ne istiyorsunuz?” diye sordu. Generaller ona olan sadakatlerini bildirip ülkeyi yönetmesini isteyince ancak kendine gelebildi.
***
Stalin’in Hitler’e verdiği en büyük “hediye”, Nazi savaş makinesini besleyen devasa ham madde sevkiyatıydı. Sovyetler; Almanya’ya milyonlarca ton petrol, tahıl, demir cevheri, kauçuk ve manganez gönderdi.
Öyle ki, 22 Haziran 1941 gecesi saat 03:15'te Alman ordusu Barbarossa Harekatı’nı başlatıp Sovyet sınırını geçtiğinde, içi Sovyet tahılı ve petrolü dolu son yük trenleri hâlâ Almanya tarafına doğru sınırı geçmekteydi. Stalin, Hitler’i kışkırtmamak için ticareti son saniyeye kadar durdurmamıştı.
Sonuç
Bu kısma geçecek olursak eğer, Komünistler bizzat Almanlarla bir olmuş hatta Türkiye aleyhine propaganda yürütmüşlerdir. Bizzat Almanlarla birlikte Dünya’ya hükmetmenin planlarını yapmışlardır.
Fakat tarihi acımasızdır. En güvendiğin şey seni gelip vurur, en ummadığın anda.
Bugün ise Türkiye’yi Nazilerle ilişkilendiren aşağı komünistler kendi taptıkları Stalin ve Sovyetlere baksınlar.
Yorumlar
Yorum Gönder